28 Nisan 2016 Perşembe

Gökçeada

Bozcaada'yı gördükten sonra Gökçeada'yı daha bir merak etmeye başlamıştım. Zaten kaç tane ada var ki etrafımızda, kaçıp gidebileceğimiz?

Ulaşım:


Babamla arabaya atlayıp vurduk yollara. Şubat sonu şansımıza çok soğuk değil. Marmara'nın kuzeyinden yaklaşık 3 saatte Kabatepe'ye vardık. Kışları günde 3 sefer var Kabatepe - Gökçeada hattında. 2016 Şubatında 35 TL'ye arabayla geçiyoruz Gökçeada'ya. Yol yaklaşık 1 buçuk saat sürüyor. Gökçeada'yı gezmek niyetiyle adaya gelenler yanlarında ulaşım araçlarını getirirlerse iyi olur. Araba olur motorsiklet olur hatta bisiklet de olur ama yürüyerek adayı gezmek çok zor. En uzaktaki köy yaklaşık 25 kilometre uzakta. Yine de vakti ve enerjisi olanlar için yürüyerek gezmek yine de imkansız değil. 

Konaklama:

Feribot bizi Gökçeada merkeze 7 km mesafedeki Kuzulimanı'nda indiriyor. Gökçeada merkeze ulaşıp önce kalacak yer bakmaya başlıyoruz. Adaya hangi amaçla geldiğinize bağlı olarak konaklama yerinizi seçebilirsiniz. Eğer adanın taş evlerden oluşan eski Rum köylerini gezmek isterseniz bunlardan birinde kalabilirsiniz. Yok amacınız denize girmekse Eşelek köyü ya da Yeni Bademli'deki pansiyonlar işinizi görebilir. Laz Koyu'na yakın Şahinkaya köyünü ya da Uğurlu köyünü de bu açıdan değerlendirebilirsiniz. Gökçeada merkezde de oteller mevcut. Biz Kaleköy'deki Vama Apart'ta kalmayı tercih ettik. Kaleköy eski bir Rum köyü ama şimdilerde eski evlerin neredeyse tamamı butik otel ya da pansiyona dönüşmüş durumda. Bunlardan lüks bir tanesi kış sezonunda gecelik 280 TL fiyat istedi bizden. Biz de geceliği 60 TL olan, manzarası güzel Vama Apart'ın odasını tercih ettik. Bozcaada'nın fiyatları yaz sezonunda yoğun turist akınıyla tavan yapıyor diye anlatılır hep; Gökçeada henüz o seviyeye gelememiş ama yakında olursa şaşırmam. 

Bademli Köyünde (eski yerleşim olan) güzel manzaralı oteller, pansiyonlar var. Kaleköy'dekilerin de manzarası güzel. Benim tavsiyem bu iki köydeki yerler olur.

Eski Rum Köyleri ve Ünlü Mekanları:

İyi bir planlamayla Gökçeada bir günde bile gezilebilir ama yaya yaya gezmek isterseniz 2 gün ayırabilirsiniz Gökçeada'ya. Biz gittiğimizde çoğu mekan kış nedeniyle kapalıydı ne yazık ki. 

Kaleköy deniz kenarında yer alan tek Rum köyü. Korsan saldırısı endişesiyle köyleri dağın yamacına kurmuşlar. Bu sayede evlerin her birinin enfes manzaraları var. Kaleköy'ün zirvesinde eski kalenin kalıntıları, kalenin hemen altında da Poseidon Restoran'ın terası yer alıyor. Gün batımı için burayı tercih edebilirsiniz. Biz gittiğimizde kapalıydı o yüzden bizim tercihimiz yine güzel bir manzara sunan Yakamoz Restoran oldu.

Kaleköy'ün hemen yan tarafında yamaçta Bademli Köyü yer alıyor. Köyler arasında en beğendiğimiz köy burası oldu. Eski taş evleri ve küçücük bir meydanının yanı sıra buradaki konaklama yerlerinin manzaraları da çok güzel. 

Arabaya atlayıp önce Zeytinli Köyüne gidiyoruz. Meşhur Madamın Kahvesi bu köyde yer alıyor. Ne yazık ki orası da tıpkı hemen karşısındaki güzel manzaraları kafe gibi kapalı. İkisi de yazın gidenler için keyif çatılabilecek mekanlar. Biz taş evler arasında dolaşıp köyün tadını çıkarıyoruz. Köydeki taş evler güzel durumda. Arabayla gidenler için bir tavsiye: Arabanızı köyün girişinde park edin. Sokaklar çok dar ve hele ki yoğun sezonda kendinizi inanılmaz bir keşmekeşin ortasında bulabilirsiniz. Hemen hemen tüm Rum köyleri daracık sokaklardan oluşuyor haberiniz olsun.

Bir sonraki köyümüz Tepeköy. Tabii bu isimler sonradan Türkçeleştirilmiş isimler; Tepeköy'ün önceki ismi Agridia'ymış. Tepeköy'e gidenler Barba Yorgi'nin meyhanesine uğrayıp kendi adını verdiği şaraplarından içebilirler manzaraya karşı. Tepeköy'de Agridia Cafe'nin önündeki onlarca kedi için yanınızda mama da getirmeyi unutmayın, hepsi de çok sevimliydiler. 

Tepeköy'e çıkan yol köye girmeden sağa doğru ayrılıyor. Eğer bu sapağı takip ederseniz 600 küsür yaşındaki çınar ağacı karşınıza çıkacak. Yanınızda şişeler varsa bu çınarın dibindeki çeşmeden sularınızı doldurabilirsiniz. Koca damacanayla motoruna atlayıp buraya gelen amcaya göre adadaki en güzel su buradaymış.

Batıya doğru devam edince Karadeniz'den gelip adaya yerleşenlerin kurduğu Şahinkaya köyünün hemen ardında Dereköy karşınıza çıkacak. Zamanında 10.000 kişilik nüfusuyla Türkiye'nin en büyük köyü olduğu söylenen Dereköy şimdilerde hayalet kasaba gibi; hele ki kış aylarında... Evler yıkık dökük ama yavaş yavaş yeniden yapılmaya başlananlar var. Köyün girişinde Ayışığı Çamlık Pansiyon yer alıyor. Ayrıca köyün kilisesinin hemen yanında Çamaşırhane yer alıyor. Diğer köylerde de bu büyüklükte olmasa da çamaşırhane mevcut. Suyu ısıtma ve çamaşırları yıkayıp tokmaklama kısımları olan bu çamaşırhaneler de şimdilerde bomboş. 

Dereköy'ün merkezinden sağa doğru bir tabela görecesiniz. Marmaros yazan bu oku 7 km takip ederseniz Marmaros Koyu'na ulaşırsınız. Yazları yolu daha düzgündür eminim ki; yağmurlu havalardan sonra altı alçak arabalarla ulaşmak biraz zor olabilir. Marmaros Koyu taşlık bir alan. Bana çadır kurmak için uygun bir yer gibi geldi.

Bu arada adada bir de tarihi taş mezarlar yer alıyor. Koca bir kayaya oyulmuş bu iki mezar adanın çok izbe bir yerinde alıyor. Eşelek köyünün devamında yer alan Aydıncık plajından çıkın. Yol ağzına gelince Uğurlu köyü yönüne dönün ve yaklaşık 4 km gidin. Deniz tarafında değil öbür tarafta taştan bir duvar göreceksiniz yaklaşık 1 metre boyunca. İşte o duvarın yanından 100 metre kadar yürüyünce arkasında mezarlar yer alan koca kayayı göreceksiniz.

Yeme İçme Mekanları:

Çok uzun kalmadık Gökçeada'da ama yine de tecrübelerimizi paylaşalım. İlk gece yemek için Kaleköy Limanı'ndaki Adada Dört Mevsim'i tercih ettik. Açıkçası çok memnun kalmadık. Etler sertti, mezeler de çok lezzetli değildi. Suvla Şarapları güzeldi. Ona birazdan gelirim; bir de tahin helvası lezzetliydi ama fiyatları da çok makul değildi. 

İkinci gece gittiğimiz Yakamoz Restoran'da servis de yemekler de çok daha iyiydi. Güneş batımını izlemek için de güzel bir restoran burası. Bir önceki gece çok beğendiğimizden yine Suvla'nın beyaz şarabını tercih ettik. Suvla Gelibolu'da bağları olan bir şarap firması. Eceabat'ta Opet'in arkasında fabrikaları ve mağazaları yer alıyor. Dönüşte fabrikalarından bir kaç şişe şarap aldık. İstanbul'da Perpa'da da yerleri varmış. Biz çok beğendik tavsiye ederiz. Yakamoz Restoran'a geri dönecek olursak etleri de, mezeleri de bizi çok tatmin etti. Etlerle ilgili görüş babamın elbette; ben mezeler ve sigara böreğine şahidim.  

Merkezde yer alan Meydani Pastanesi Gökçeada'nın meşhur Efibadem kurabiyesini de alabileceğiniz yer. El yapımı bu kurabiyeler oldukça lezzetli ama bu pastanedeki hizmet ve hamurişlerinin lezzeti de gayet iyiydi. Dönüşte sabah 6 buçukta hamurişleri sıcak sıcak bizleri bekliyordu. 

Yine Gökçeada merkezde dibek kahvesi, ev yemekleri ve sakızlı muhallebi yiyebileceğiniz yerler de mevcut. Özellikle sakızlı muhallebinin enfes bir tat olduğunu belirtmem lazım. 

Kaleköy'deki kilisenin önündeki Mustafa'nın Gayfesi de keyifli bir mekan. Manzaraya karşı kahve içme keyfini kaçırmayın. 

Hediyelik ve Alışveriş:

Dibek kahvesi, ada şarabı ve sabun ilk akla gelen hediyelikler. Ayrıca adada toplanan kurutulmuş otlardan da alabilirsiniz. 

Gökçeada'nın Nesini Sevdim?

Öncelikle insanları çok içten ve yardımsever. Kaldığımız apartı işleten Mehriban Hanım'ı odayı tutarken kısacık bir zaman görebildik ama hemen bize etraftaki mekanları çok güzel özetledi. Onun dışında da gittiğimiz mekanlardaki çalışanların çoğu işini keyifle yapıyor gibiydiler. Müşterilerine karşı ilgili tavırları çok hoşuma gitti.

Gökçeada'da kediler de çok sevimliydi. Belli ki insanlar tarafından şiddete maruz kalmıyorlar; hepsi çok uysal bir şekilde ayaklarımıza sürtünüp kendini sevdirmeyi başardı. Keza keçiler ve koyunlar da etrafta çobansız ve çoban köpeksiz kendi kendilerini otluyorlardı. 

Henüz daha fiyatların çok uçmamış olması da güzel olmuş. Bozcaada gibi değil yani Gökçeada. Ayrıca daha yeşil bir ada ve daha çok gezilecek yeri var. 

Fotoğraf Listesi:


1- Yakamoz Restoran'da gün batımı

2- Bademli Köyü'nün taşlarla barış işareti işlenmiş küçük meydanı
3- Tepeköy'ün taş evleri
4- Dereköy'deki çamaşırhane
5- Terk edilmiş Dereköy'de bir evin pencere açıklığını kapatan boynu bükük televizyon
6- Tepeköy yakınlarındaki 600 yıllık çınar ve başka su içemediğinden damacanasını doldurmaya gelmiş adalı amca
7- Uzaydan mı düşmüş, inler-cinler mi getirmiş belli olmayan kaya mezarları
8- Ve adanın sırnaşık kedileriyle babam.

Önerilen Sayfalar:


Bozcaada'da kısa bir tatil

- Atina Kaçamağı
Kıbrıs'ın plajları, Karpaz ve Son Kale Bufavento 
Kıbrıs'ın kaleleri ve yiyelim içelim...
- Saros Körfezi 
- Malta

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder